İnsan hakları, kişinin sırf insan olduğu için sahip
olduğu ve insan onurunu temel alan; her yerde ve
herkes için geçerli olan; bireyi diğer bireylere,
topluma ve devlete karşı koruyan, ancak devletin
yükümlülüğünü esas alan; bireye yetkiler ve ödevler
yükleyen; pozitif hukukça güvence altına alınan temel
hak ve özgürlüklerin tümüdür.
İnsan Haklarının Özellikleri
1.
İnsan haklarının bir özelliği, insan olarak
doğmakla kazanılmasıdır. İnsan doğar doğmaz
hukukun kendisine tanıdığı tüm hakları elde etme
konusunda eşit değere sahiptir. İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi’nin 1. maddesine göre, “Bütün insanlar
özgür ve onurda ve haklarda eşit olarak doğarlar”.
İnsanın doğar doğmaz bütün hakları elde edebilmesine
“hak ehliyeti” denir. Dolayısıyla hiç kimse doğuştan
ırkı, rengi, dili, dini, cinsiyeti gibi makul ve
objektif olmayan nedenlerle, hukukun tanıdığı
haklardan mahrum edilemez. Ancak insanın doğuştan
bütün haklara sahip olabilmek açısından eşit olması,
doğar doğmaz tüm haklardan yararlanabileceği anlamına
gelmez. Hukukun tanıdığı haklardan yararlanabilmek
için hukuk düzeni bazı koşullar arayabilir. Haklardan
yararlanabilme yetkisine “fiil ehliyeti” denir. Bu
nedenle insan olarak tüm haklara sahip olmak açısından
eşit olmakla birlikte, bir haktan yararlanabilmek için
öncelikle o hakkı elde etmiş olmamız ve o hakkı
kullanabilecek koşulları sağlamamız gerekmektedir. Bir
örnek vermek gerekirse, herkes doğuştan evlenme
hakkına sahiptir. Ancak evlenme hakkından
yararlanabilmek için hukukun öngördüğü yaşa gelmek
gerekmektedir. Yine herkes mülkiyet hakkına sahiptir.
Ancak bu haktan yararlanabilmek için hukukun öngördüğü
şekilde hakkı kullanabilecek bir mal elde etmiş olmak
gerekmektedir.
2.
İnsan haklarına ilişkin bir diğer özellik, hakların
“insan onuru”na dayanmasıdır. İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi’nin başlangıç bölümünün ilk
cümlesinde, “İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde
bulunan onurun ve bunların eşit ve devredilmez
haklarının tanınması” ifadesine yer verilmiştir.
Dolayısıyla insan olmak başlı başına bir değerdir. Bu
değerin korunması insan haklarının temel işlevidir.
İnsan maddi ve manevi yönüyle bir bütündür. Bu nedenle
insan hakları kişinin hem maddi hem de manevi yönünü
korur. İnsan onurunu küçültücü, aşağılayıcı muameleler
insan haklarının ihlali anlamına gelir.
3.
İnsan haklarının bir özelliği de, “eşit,
devredilmez ve vazgeçilmez” haklar olduğudur.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1. maddesi
“onurda ve haklarda eşitlik” kenar başlığı ile, “Bütün
insanların onurları ve hakları bakımından eşit ve
özgür” doğduklarına işaret edilmektedir. Eşitlik
ilkesinin diğer bir ifadesi ayrımcılık yasağıdır.
Bildirgenin 2. maddesinde “Ayrımsız olarak haklara
sahip olma” kenar başlığı ile, “Herkes, ırk, renk,
cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir görüş,
ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya
diğer bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrım
gözetilmeksizin, herkes bu Bildiride yer alan bütün
haklara ve özgürlüklere sahiptir” denilmektedir. Ancak
hukukta eşitlik fiili eşitlik anlamına gelmez. Hukukta
eşitlik kanun önünde eşitlik demektir. Kanun önünde
eşitlik ise hukuken aynı durumda olan kişiler
arasındaki eşitlik demektir. Dolayısıyla toplumsal
yaşamın bir gereği olarak, haklı nedenlerle kişiler
arasında farklı muamele yapılabilir. Önemli olan bu
farklılıkların oluşmasında, ırk, renk, cinsiyet, dil,
din gibi makul ve objektif olmayan nedenlerin
kullanılmamasıdır. Yoksa kamu düzeni, kamu yararı,
genel ahlak, genel sağlık gibi haklı nedenlerle farklı
muameleler yapılması ayrımcılık olmayacağı gibi
eşitliğe de aykırı olmaz. Bir örnek vermek gerekirse,
devlet kamu personeli alırken, kamu yararını gözeterek
ihtiyaç duyduğu kadar personel için ilan vermektedir.
Başvuranlar arasında, makul ve objektif bir ölçü
koyarak bir sınav yapmaktadır. Bu sınavı kazananlar
kamu personeli olmaktadır. Dolayısıyla kamu personeli
olanlarla olmayanlar arasında bir farklılık yaratılmış
olmakla birlikte, bu farklılık ayrımcılık anlamına
gelmediği gibi eşitlik ilkesine de aykırı olmaz. Ancak
devlet iş başvurusunda ırk, renk, cinsiyet, din gibi
makul ve objektif olmayan nedenler ileri sürerse bu
eşitliğe aykırı olmuş olur.
4.
İnsan haklarının evrensel olma niteliği,
Birleşmiş Milletlerce hazırlanan ilk insan hakları
belgesinin adına da yansımıştır. 10 Aralık 1948
tarihinde kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi” de adı ile insan haklarının evrensel
olduğunu hatırlatmaktadır. Bildirgenin içinde
“evrenselliğe” ilişkin ilk vurgunun “herkesin” bu
haklara doğuştan sahip olduğudur. Bildirgenin
başlangıcının ilk cümlesi, “İnsanlık ailesinin bütün
üyelerinin doğuştan sahip oldukları” haklar şeklinde
başlamaktadır. Dolayısıyla insan hakları insanlık
ailesinin bütün üyelerine ait haklar olarak
evrenseldir. İnsan hakları bölgelere, ülkelere, etnik
kimliklere, farklı din mensuplarına göre değişmez.
Sadece insan olmak dolayısıyla sahip olunan haklar
olduğu için dünyanın her yerinde ve herkes için
geçerlidir. Bu gün özellikle uluslar arası insan
hakları belgeleri ile, insan hakları dünyanın her
yerinde geçerli kılınmaktadır. Bu belgelerle
oluşturulan ortak standartlar, taraf ülkelerin
hepsinde aynı şekilde uygulanmaktadır.
Hakların Kategorileri
Haklar hakkında düşünmenin birçok yolu
vardır. Sık kullanılan bir yolu, hakları üç gruba
ayırmaktır :
1.
Kişisel ve siyasal haklar:
Bunlar ‘özgürlüğe-yönelik’ haklardır ve bireylerin
yaşam hakkını, özgürlük ve güvenlik haklarını; işkence
ve esaretten korunmasını; siyasi katılımını; düşünce,
fikir, ifade, vicdan ve din özgürlüğünü; örgütlenme ve
toplantı özgürlüğünü içerir.
2.
Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar:
Bunlar ‘güvenliğe-yönelik’ haklardır,
konut,
sağlık, çalışma ve sendikal haklar ekonomik, sosyal ve
kültürel haklar olarak nitelenir.
3.
Dayanışma hakları:
Bu hak grubu son 20-30 yılda hızla gündeme gelmiştir.
Bu
haklar arasında, çevre, barış, gelişme, insanlığın
ortak mal varlığından yararlanma hakları ve halkların
hakları sayılabilir.