|
KOYUN YÜZÜ -
SAYA GEZME – BEREKET – DEVE OYUNU
Yöremizde
genellikle koyunların kuzuladığı döl alma
mevsimi denilen Şubat-Mart aylarından başlayarak
toprağın canlandığı bereketin, bolluğun
çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde
erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.
Oyunda kız
kıyafeti giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici
(okuyucu), kahya, yöreye göre dede, aşık gibi
kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven
konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı
yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi
malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer
konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile
söyleyici oyuna iştirak eden oyuncularıyla
birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında
;
“Hey hayadan hey
hayadan
Yılan çıkmış kayadan
Yoksulluktan gelmedik
Adet kaldı sayadan (atadan)” ,
der ve oyunlar
oynanır. Seyredenler kızların kaçırmak isterler.
Gülünür, şakalaşılır, taklit veya çeşitli
yiyecek vermekle cezalandırılır. Toplanan
hediyeler köyün en fakirine verilir veya yemek
yapılarak hep birlikte yenilir.
ÇOCUK OYUNLARI
Kültür zenginliğini ve mozaiğini içinde
barındıran Türk Kültürü Çocuklar içinde birçok
oyun barındırmaktadır. Türk tarihinin en eski
çağlarından beri çocuk oyunları her zaman yerini
muhafaza etmiştir (güreş ve at yarışları gibi).
Çok zengin bir hayal gücüne ve yaratıcı yeteneğe
sahip olan çocuklar taklit yetenekleriyle hayal
gücünü en güzel biçimde çocuk oyunlarında
göstermektedir. Bu oyunların herhangi bir amacı
olmamakla birlikte amaç vakit geçirmek,
arkadaşlarıyla birlikte olmaktır.
Bu oyunların çoğu tekerlemeli oyunlardır.
Komşu komşu hu hu!
Oğlun geldi mi?
Geldi.
Ne getirdi?
İnci boncuk.
Kime kime?
Sana bana.
Daha kime?
Kara kediye.
Kara kedi nerede?
Dala çıktı.
Dal nerede?
Balta kesti.
Balta nerede?
Suya düştü.
Su nerede?
İnek içti.
İnek nerede?
Dağa çıktı.
Dağ nerede?
Yandı bitti, kül oldu.
Bütün yörelerimizde oynanan çocuk oyunları gibi
Tokatlı çocukların da kendi aralarında oynadığı
oyunlar şöyledir; “Uzun Uzun Çember”, “Kutu Kutu
Pense”, “Kan Kan Kelebek”, “Sarı Yılan”, “Benim
Bir Küçük Çobanım Var”, Ali Baba Süt Pişti Mi?”,
“El Üstünde Kimin Eli Var?”, “İzin Verir
Misiniz?”, “Mısır Patlatma Oyunu”, “Topal
Karga”, “Kurt Ölüsü”, “Ambara Vurdum Bir Tekne”,
vb.
ALİ BABA SÜT PİŞTİ Mİ?
İki grup oluşturulur. Sayıları birden fazladır.
İki gruptan birer ebe seçilir. Bunlardan biri
Ali Baba olur ve diğerleri sorar;
· Ali Baba.
· Efendim.
· Süt pişti mi?
· Gelen geçen kaç kaşık
· Bir yarım, bir bütün kaşık
· Hangi gelinin düğününü yapıyorsun?
Yanındaki adını söyler. Daha sonra iki yuvarlak
çizilir. Bu yuvarlaklardan biri “cennet” ve biri
“cehennem” halkası olur. Bu durumu yalnız iki
ebe bilir, oyuncular bilmez. Ali Baba ile
oyuncular el ele tutuşup, oyuncuları daireler
içine sokmaya çalışılır. Bu sırada;
“Anan da cennet, baban da cennet”
“Uç cennete uç, nereye gidersen git” sözleri
söylenir. Halkaların dışında oyuncu kalmayınca
ebeler durumu açıklarlar. Cennet halkasına
girenlere bir şey söylenmez. Diğer halkaya
girenlere hep birlikte; “cehennemlik,
cehennemlik” diye bağırılır. Oyun devam eder.
ORTA OYUNLARIMIZ
Dramatik öğeler taşıyan seyirlik oyunlar
genellikle kılık değiştirip, yüz boyanarak
oynanan oyunlar arasında, “Dede (Arap Oyunu)”,
“Deveci Oyunu”, “Geyik Oyunu”, “Bemek Oyunu”,
“Deve”, “Tilki”, “Fare”, “Kedi”, “Hemecük”,
“Matur Oğlum”, “Oturak Oyunu(Hiso-Huso)”, “Gidi
Gidi Mestane”, “Sivdi”, “Geçili”, “Vız”,
“Faş-Füş”, “Kız Kaçırma”, “Yüzük Saklama”,
“Çiftçi Baba”, “Koyun Gütme Oyunu”, “Ebenin
Yaptığını Yapma”, “Kasap”, “Sınır Taşı”, “Arı
Sağma”, “Top Ateş”, “Kim Vurdu”, “Pazarcı Oyunu”
gibi oyunlar oynanır.
“Ölüm hak, miras helal” der atalarımız. Zengin
Türk folklorunda atasözlerimizin önemi kadar bu
konudaki orta oyunlarımızın da ayrı bir yeri
vardır. Orta oyunlarımız, halkımızın zekasını
kullanarak meydana getirdiği anlamlı seyirlik
gösterilerdir.
Bugün hala, gençlerimizin daha ziyade köy
düğünlerinde oynadıkları “Sınır Taşı” oyunu da
bunlardan birisidir.
SINIR TAŞI
Oyun, babalarının ölümünden dolayı kendilerine
miras olarak kalan tarlayı bölüşmek gayesinde
olan iki kardeşin dövüşerek geçimsizliklerini ve
bununda köy halkı üzerindeki uzlaştırıcı
etkisini ifade etmek için ortaya konulmuştur.
Oyun, iki kardeşin kavgasını izlemek ve
arabuluculuk yapmak üzere gelen köylülerle; 5
oyuncudan meydana gelmektedir. Oyunculardan
birisi sınır taşını simgelemekte olup, bu
oyuncunun el ve ayakları birbirine kenetli
olarak sıkıca bağlanmıştır. Oyunculardan ikisi,
iki kardeşi ifade etmekte, diğer iki oyuncu ise
bu iki kardeşin arkalarına bağlı bir vaziyette
arkalarındaki bir gücü ifade etmektedir.
İki kardeşi uzlaştırmak amacıyla tarla başına
gelen köylüler ve oyuncular oyunu şu şekilde
oynamaktadırlar.
Köyün en yaşlı kişisi, ehli vuguftur.
· Ey gomşular, ırahmatlıyı ben çok eyi
bilirim. Bilirsiniz benim tarlamda onun
tarlasına yakındır. Adam ölmeden önce aha şu
gördüğünüz sınır taşını (ayağı ile iterek), aha
şoraya dikmişti.
Kardeşlerden büyüğü itiraz ederek;
· Ben babamı bilmem mi? Aha şu taşı
(ayağı ile tekmeleyip, iterek) babamla birlikte
inanın aha buraya dikmiştik.
Küçük kardeşi haliyle olaya itiraz eder;
·
Yooooh... babam beni çok severdi. Hak geçmemesi
için de “oğlum sakın bu sınır taşını (ayağıyla
iterek yerini buldurur) buradan başka yere
gaydırıpta bir birinizin hakkını ketmetmeyin”
dedi.
Bu arada
köylülerden birisi bu üçünün de sınır taşını
yerine koyamadıklarını ifade ederek itiraz eder
ve;
·
Irahmatlı bu çocukların tarla bölüşme yüzünden
birbirlerine düşeceklerini biliyormuş arkadaş.
Ölmeden evvel “ Gel komşu seni severim, iki
cızım tarlamız var, bu dünyanın öbür tarafı da
var. haktan ve adaletten vazgeçmeyelim. Şu
tarlayı iki oğluma eşit olarak bölek.” dedi.
Hemi vallahi, hemi billahi! Aha bu daşı dünkü
gibi hatırlarım (taşı ayağı ile iterek) aha
buraya koydu, arkadaş yahu!
Olay bir süre
devam ettikten sonra tarla köylülerin huzurunda
bölüşülmemiştir. İki kardeş arasında şöyle bir
konuşma geçer; (Kardeşlerin birer tane sopa
vardır.)
· “Be
birader, bu taş (ayağı ile iterek) aha
buradaydı. Sen neyine güvenip de bu taşı buraya
koydun.” der. Diğeri ise;
·
“Neyime güveneceğim, arkama güveniyorum”(o arada
hemen arkasını döner).
·
“Demek sen arkana güveniyorsun ha!” der ve
elindeki sopayla arkasına vurur.
Birbirlerinin
arkasına bir müddet vurduktan sonra, köylüler
araya girer.
“Bu işi çok
uzattınız, aha burada kalacak ve bu meselede
burada bitecek” derler. İki kardeş birbirleri
ile helalleşirler ve tarla bölme hadisesi
böylece sona erer.
Oyunun günümüzde
tatlı bir anı şeklinde devam etmesi, daha nice
yıllar varlığını sürdüreceğini ispatlamaktadır.
TOKAT’LI
AŞIKLARIN GENEL TARİHİ
Türk
Edebiyatının geçmişten günümüze devam eden en
orijinal geleneklerinden birisi de aşıklık
geleneğidir. Ozanlarımız halkımızın gönlünde
asırlardır yer etmiş bugün bile sazlarının teli
nağmelendiğin de, dilleri ballandığında
yüreklerimiz coşkuyla kabarmaktadır.
İslamiyet’ten
önceki sözlü şiirin geleneksel yüzü, aşıklık
geleneğinde hiç bozulmamış, ozanın adı “Aşık”,
Kopuzun adı “Saz” olmuştur. Zaman içinde ozan
şiirini sazla söyleyen, aşık şiirde saz
kullanmayan şair olarak da ifade edilmiştir.
Edebiyatımızın
gürül gürül akıp giden bu asude geleneği
Anadolu’da Erzurum, İstanbul, Sivas, Kars,
Konya, Çorum, Kırşehir ve Tokat gibi bölgelerde
halk edebiyatı geleneği usta çırak münasebetiyle
günümüze kadar devam etmiştir.
Evliya Çelebinin
“Alimler ve Şairler” diyarı olarak tarif ettiği
Tokat’ımızda aşıklık geleneğinin konusunda kesin
bir bilgi vermek mümkün değildir. Son elli
yıldır halk şairleri arasında yapılan
yarışmalarda Tokat’tan yetişen şairlerin önemli
başarılar elde etmesi, aşıklık geleneğinin ne
kadar geliştiğinin önemli bir göstergesidir.
Aşık Püryani, Aşık Kul Sema-i Baba, Aşık Selmani,
Aşık İmamoğlu hala yaşayan önemli şairlerimizden
birkaçıdır. Yine Talib’in çıraklarından Fedai,
İstanbul’da aşıklar kıraathanesinden biri olan
Kumkapı Sazlık kahveye uğradığında aşıklardan
biri, ünlü Zileli Talibi’yi sorması üzerine;
Dediler mevlidin
olur nereden
Dedim ki aslımız olur Zile’den
Dediler Talibi n’oldu oradan
Dedim bir Fatiha Aziz İstanbul
şeklindeki
deyişi Tokat ve çevresinden ne kadar güçlü halk
şairlerinin yetiştiğinin önemli bir işaretidir.
Tokatlı en eski
halk şairini Kul Himmet olduğu konusunda önemli
bir görüş birliği vardır. 16. asırda yaşayan Kul
Himmet önemli bir eğitim görmüş, Pir Sultan
Abdal’ın dervişlerinden biridir.
Kul Himmet,
Almus ilçemize bağlı, eski adı Varzıl olan,
Görümlü köyünde bir türbede meftundur. Türbe,
köyün tam ortasındadır. Kerpiçle örülmüş, üstü
kiremitle kaplanmıştır. Adına her yıl Ağustos
ayında şenlikler yapılmaktadır.
Dili sade
olmakla beraber, tasavvuf ve tarikat terimlerini
iyi kullanmaktadır. Halk ve tekke kültürü ile
yetişen şairin;
Seyran edip bu
alemi gezerken
Uğradım, gördüm bir bölük canları
Cümlesinin erkanı bir, yolu bir
Mevla’m bir nurdan yaratmış onları
gibi deyişleri
şiirinin zirvesini göstermektedir.
Kul Himmet’ten
günümüze kadar Tokat’ta yetişen halk şairleri
arasında: Talibi (1745-1813) Fedai, Arifi,
Ceyhuni, Iskini, Mevci, Remzani, Raşit, Zefil
Necmi, Aşık Sıtkı , Zileli Fikri, (1854-1914),
Dabak Hürrem(1850-1915), Aşık Sadık, Fevzi,
Sofoğlu, Aşık İsmail, Kul Yusuf, Gulam Haydar
Katibi, Nurettin Seyfi, Aşık, Kamili, Zikriye,
Kemferi, Büryan Ana, Tokatlı Nuri (1826-1885),
Niksar Bedri (1845-1897), Tokatlı Gedai Ali(19.
yy), Semai, Eşrefoğlu, Erzurumlu Emrah
(Erzurum’da doğmuş, ömrünün büyük bir kısmını
Niksar’da geçirmiş ve Niksar’da vefat etmiştir.
Adına 1990’lı yıllarda Türbe yapılmıştır.)
Bu aşıklar
arasında (1745-113) yılları arasında yaşayan
Talibi’nin ünü bir hayli yaygındır. Yer ile Gök
destanı, Beğenmez Destanı, Yaş Destanı, yaşadığı
Zile yöresinde hala meşhur olan şairin mezar
taşında;
Ben garibim
başım garip,
Sılada eşim garip
Ölsem mezara girsem
Mezarda başım garip
dörtlüğü
yazılıdır. Tokat’ın edebiyat tarihinde en çok
bilinen halk şairlerinden biri hiç şüphesiz Aşık
Nuri’dir. 1820-1883 yılları arasında yaşamış
olan Nuri, Emrah’ın çırağı olduğunu hiç
unutmamıştır.
Enel hak sırrını
diyecek kimdir
Kanaat lokması yiyecek kimdir
Erenler hırkasını giyecek kimdir
Nuri vardır Emrah çıraklarından
gibi
dörtlüklerle ustasını anmaktan geri kalmamıştır.
18. Asırdan
itibaren Tokat’ın Osmanlı Devleti içindeki
önemli kültür merkezlerinden biri olması,
ilimizin dört tarafının bir “Kültür Harmanı”na
dönüşmesine neden olmuştur. Öyle ki, Tokat’ı
kültür bakımından tarif etmek gerekirse
“Reşadiye türkü, Zile aşık, Artova halay oymağı”
diye ifade edilmiştir. Birkaç örnek vermek
gerekirse;
Ela gözlerine
kullar olduğum
Cevr ile cefayı hayli ettin bana
Hint ile Yemen’e attın taşımı
Gurbet ellerde böyle ettin bana
Bakmamışsın yaradanın işine
Değirmenler döne gözüm yaşına
Mecnun gibi verdim Pikar başına
Beni Mecnun seni Leyla ettin bana
Kul Himmet üstadım kanım içtiler
Vah neyimize kastımıza düştüler
Kimi inandı, kimi inanmadı şaştılar
Aduvlar deli oldu huylattın bana
diyen Kurusekülü
Aşık Selmani 1934 yılında Almus ilçesine bağlı
Kurusekü köyünde doğmuş, halk edebiyatımızda
cinas, taşlama, dudak değmez, koşma, vb. türleri
çok iyi uygulayan sekizli ve on birli hece
veznini fazla kullanan Türk-İslam Büyüklerini
öven ve halk kültürünü çok iyi kavramış bir
ozanımızdır.
Ayrıca, halen
ilimizde yaşayan genç aşık İmamoğlu’ndan bir
divan şiiri:
Başın duman duman
kar ile dolsa
Yalvarsan Hüda’ya karı kaldırır
Aşıkların Dİlİyle
Tokat’ın Anıt Şİİrİ
Tokat
vilayetinin vasfını veren
Dinleyin nasıldır hali Tokat’ın
Etrafı lale sümbül bürüdü
Burcu burcu kokar gülü Tokat’ın
Açıldı gülleri yeniden yeni
Nasıl methedeyim vilayet seni
Elli iki minare altmış dört cami
Böyledir insan kulu Tokat’ın
Tokat’ın er gelir baharı yazı
Erden erişiyoruz dutu kirazı
Çift kanalla sulanıyor arazi
Akıyor ırmağı seli Tokat’ın
Gıjgıj dağı Topçam’a bakıyor
Ortasından Yeşilırmak akıyor
Okullarda öğrenciler okuyor
Her yere uzalı kolu Tokat’ın
Aşığın gözüne gelir mi uyku
Kalbimize ilham Allah’tan korku
Cenneti okşuyor Gümenek Parkı
Ağacı elması dalı Tokat’ın
Gezdim ovasını gördüm yüzünü
Aşıklar sağlam söyler sözünü
Reklamda meşhur Kazova’nın üzümü
Ilgıt ılgıt eser yeli Tokat’ın
Birinci kazası Zile’dir Zile
Orda yaşayanlar çeker mi çile
Gelin kardeşlerim vererek el ele
Her yerde söylensin ünü Tokat’ın
İkinci kazası Turhal’dır Turhal
Çalışıyor şeker
fabrikası var
Haddinden ziyade ticaretle kar
Şekerden tatlıdır dili Tokat’ın
Yüksektir
aşılmaz yaylacık dağı
Orman ile dolu hem solu sağı
Üçüncü kazası gördük Erbaa’yı
Yayılır davarı malı Tokat’ın
Bugün dostlarla girdik pazara
Çalışan kul hiç kalır mı avara
Dördüncü kazası vardık Niksar’a
Yükselir şerefi şanı Tokat’ın
Kuluna yardımcı kadir Mevlası
Aşıkların kabul olur duası
Hazine misali Niksar ovası
Gayet çok gelirli yeri Tokat’ın
Mevla izin verdi bunu de diye
Bu şiiri dinleyene hediye
Beşinci kazası bir Reşadiye
Süzülmüş petekten balı Tokat’ın
Bülbül gül
dalına yapıyor yuva
Orayı gezen
bilir gayet düz ova
Altıncı kazası dedik Artova
Danesi buğdayı dolu Tokat’ın
Tokat’ın şiirini yazdırdım burda
Mevla sevdiğini bırakmaz darda
Birde varak dedik Yeşilyurt’a
Karışmış yeşili alı Tokat’ın
Tokat’ın vasfını anlattım size
Söyledikçe neşe veriyor bize
Sekizinci kaza vardık Almus’a
Doludur barajı gölü Tokat’ın
Aşık söyledikçe saliha yazar
Akıla fikire uğramaz nazar
Dokuzuncu kaza görünür Pazar
Ne olduğu onla belli Tokat’ın
Gezdim Adana’yı
gördüm Mersin’i
Pir önünde okumuşum dersimi
Tokat’a açtılar halı kursunu
Avrupa’da meşhur halı Tokat’ın
Dinletir mi bu Püryani aşığı
Yeni methetmenin geldi keşiği
Yedi vilayete verdim ışığı
Aydınlık geçiyor günü Tokat’ın |