ANA SAYFA
KÜLTÜR
ATASÖZLERİ
TOKAT'A ÖZGÜ LEHÇELER
BİLMECELER
TEKERLEMELER
MANİLER
NİNNİLER
TÜRKÜLERİMİZ
EVLİLİK ADETLERİ
OYUNLAR
TOKAT AŞIKLARI
GİYİM
EL SANATLARI
VİDEO
İLÇELERİMİZ
DUVAR KAĞIDI
SİZDEN GELENLER
İLETİŞİM
                   TARİHİ ESERLER(VİDEO)
 
                     LİNKLER
 
 
 
 
 
TOKAT'TA HALK KÜLTÜRÜ

  

KOYUN YÜZÜ - SAYA GEZME – BEREKET – DEVE OYUNU

Yöremizde genellikle koyunların kuzuladığı döl alma mevsimi denilen Şubat-Mart aylarından başlayarak toprağın canlandığı bereketin, bolluğun çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.

Oyunda kız kıyafeti giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici (okuyucu), kahya, yöreye göre dede, aşık gibi kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile söyleyici oyuna iştirak eden oyuncularıyla birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında ;

“Hey hayadan hey hayadan
Yılan çıkmış kayadan
Yoksulluktan gelmedik
Adet kaldı sayadan (atadan)” ,

der ve oyunlar oynanır. Seyredenler kızların kaçırmak isterler. Gülünür, şakalaşılır, taklit veya çeşitli yiyecek vermekle cezalandırılır. Toplanan hediyeler köyün en fakirine verilir veya yemek yapılarak hep birlikte yenilir.

 

ÇOCUK OYUNLARI

Kültür zenginliğini ve mozaiğini içinde barındıran Türk Kültürü Çocuklar içinde birçok oyun barındırmaktadır. Türk tarihinin en eski çağlarından beri çocuk oyunları her zaman yerini muhafaza etmiştir (güreş ve at yarışları gibi).

Çok zengin bir hayal gücüne ve yaratıcı yeteneğe sahip olan çocuklar taklit yetenekleriyle hayal gücünü en güzel biçimde çocuk oyunlarında göstermektedir. Bu oyunların herhangi bir amacı olmamakla birlikte amaç vakit geçirmek, arkadaşlarıyla birlikte olmaktır.

Bu oyunların çoğu tekerlemeli oyunlardır.

Komşu komşu hu hu!
Oğlun geldi mi?
Geldi.
Ne getirdi?
İnci boncuk.
Kime kime?
Sana bana.
Daha kime?
Kara kediye.
Kara kedi nerede?
Dala çıktı.
Dal nerede?
Balta kesti.
Balta nerede?
Suya düştü.
Su nerede?
İnek içti.
İnek nerede?
Dağa çıktı.
Dağ nerede?
Yandı bitti, kül oldu.

Bütün yörelerimizde oynanan çocuk oyunları gibi Tokatlı çocukların da kendi aralarında oynadığı oyunlar şöyledir; “Uzun Uzun Çember”, “Kutu Kutu Pense”, “Kan Kan Kelebek”, “Sarı Yılan”, “Benim Bir Küçük Çobanım Var”, Ali Baba Süt Pişti Mi?”, “El Üstünde Kimin Eli Var?”, “İzin Verir Misiniz?”, “Mısır Patlatma Oyunu”, “Topal Karga”, “Kurt Ölüsü”, “Ambara Vurdum Bir Tekne”, vb.

ALİ BABA SÜT PİŞTİ Mİ?

İki grup oluşturulur. Sayıları birden fazladır. İki gruptan birer ebe seçilir. Bunlardan biri Ali Baba olur ve diğerleri sorar;

·          Ali Baba.

·          Efendim.

·          Süt pişti mi?

·          Gelen geçen kaç kaşık

·          Bir yarım, bir bütün kaşık

·          Hangi gelinin düğününü yapıyorsun?

Yanındaki adını söyler. Daha sonra iki yuvarlak çizilir. Bu yuvarlaklardan biri “cennet” ve biri “cehennem” halkası olur. Bu durumu yalnız iki ebe bilir, oyuncular bilmez. Ali Baba ile oyuncular el ele tutuşup, oyuncuları daireler içine sokmaya çalışılır. Bu sırada;

“Anan da cennet, baban da cennet”

“Uç cennete uç, nereye gidersen git” sözleri söylenir. Halkaların dışında oyuncu kalmayınca ebeler durumu açıklarlar. Cennet halkasına girenlere bir şey söylenmez. Diğer halkaya girenlere hep birlikte; “cehennemlik, cehennemlik” diye bağırılır. Oyun devam eder.

ORTA OYUNLARIMIZ

Dramatik öğeler taşıyan seyirlik oyunlar genellikle kılık değiştirip, yüz boyanarak oynanan oyunlar arasında, “Dede (Arap Oyunu)”, “Deveci Oyunu”, “Geyik Oyunu”, “Bemek Oyunu”, “Deve”, “Tilki”, “Fare”, “Kedi”, “Hemecük”, “Matur Oğlum”, “Oturak Oyunu(Hiso-Huso)”, “Gidi Gidi Mestane”, “Sivdi”, “Geçili”, “Vız”, “Faş-Füş”, “Kız Kaçırma”, “Yüzük Saklama”, “Çiftçi Baba”, “Koyun Gütme Oyunu”, “Ebenin Yaptığını Yapma”, “Kasap”, “Sınır Taşı”, “Arı Sağma”, “Top Ateş”, “Kim Vurdu”, “Pazarcı Oyunu” gibi oyunlar oynanır.

“Ölüm hak, miras helal” der atalarımız. Zengin Türk folklorunda atasözlerimizin önemi kadar bu konudaki orta oyunlarımızın da ayrı bir yeri vardır. Orta oyunlarımız, halkımızın zekasını kullanarak meydana getirdiği anlamlı seyirlik gösterilerdir.

Bugün hala, gençlerimizin daha ziyade köy düğünlerinde oynadıkları “Sınır Taşı” oyunu da bunlardan birisidir.

SINIR TAŞI

Oyun, babalarının ölümünden dolayı kendilerine miras olarak kalan tarlayı bölüşmek gayesinde olan iki kardeşin dövüşerek geçimsizliklerini ve bununda köy halkı üzerindeki uzlaştırıcı etkisini ifade etmek için ortaya konulmuştur.

Oyun, iki kardeşin kavgasını izlemek ve arabuluculuk yapmak üzere gelen köylülerle; 5 oyuncudan meydana gelmektedir. Oyunculardan birisi sınır taşını simgelemekte olup, bu oyuncunun el ve ayakları birbirine kenetli olarak sıkıca bağlanmıştır. Oyunculardan ikisi, iki kardeşi ifade etmekte, diğer iki oyuncu ise bu iki kardeşin arkalarına bağlı bir vaziyette arkalarındaki bir gücü ifade etmektedir.

İki kardeşi uzlaştırmak amacıyla tarla başına gelen köylüler ve oyuncular oyunu şu şekilde oynamaktadırlar.

Köyün en yaşlı kişisi, ehli vuguftur.

·          Ey gomşular, ırahmatlıyı ben çok eyi bilirim. Bilirsiniz benim tarlamda onun tarlasına yakındır. Adam ölmeden önce aha şu gördüğünüz sınır taşını (ayağı ile iterek), aha şoraya dikmişti.

Kardeşlerden büyüğü itiraz ederek;

·          Ben babamı bilmem mi? Aha şu taşı (ayağı ile tekmeleyip, iterek) babamla birlikte inanın aha buraya dikmiştik.

Küçük kardeşi haliyle olaya itiraz eder;

·          Yooooh... babam beni çok severdi. Hak geçmemesi için de “oğlum sakın bu sınır taşını (ayağıyla iterek yerini buldurur) buradan başka yere gaydırıpta bir birinizin hakkını ketmetmeyin” dedi.

Bu arada köylülerden birisi bu üçünün de sınır taşını yerine koyamadıklarını ifade ederek itiraz eder ve;

·          Irahmatlı bu çocukların tarla bölüşme yüzünden birbirlerine düşeceklerini biliyormuş arkadaş. Ölmeden evvel “ Gel komşu seni severim, iki cızım tarlamız var, bu dünyanın öbür tarafı da var. haktan ve adaletten vazgeçmeyelim. Şu tarlayı iki oğluma eşit olarak bölek.” dedi. Hemi vallahi, hemi billahi! Aha bu daşı dünkü gibi hatırlarım (taşı ayağı ile iterek) aha buraya koydu, arkadaş yahu!

Olay bir süre devam ettikten sonra tarla köylülerin huzurunda bölüşülmemiştir. İki kardeş arasında şöyle bir konuşma geçer; (Kardeşlerin birer tane sopa vardır.)

·          “Be birader, bu taş (ayağı ile iterek) aha buradaydı. Sen neyine güvenip de bu taşı buraya koydun.” der. Diğeri ise;

·          “Neyime güveneceğim, arkama güveniyorum”(o arada hemen arkasını döner).

·          “Demek sen arkana güveniyorsun ha!” der ve elindeki sopayla arkasına vurur.

Birbirlerinin arkasına bir müddet vurduktan sonra, köylüler araya girer.

“Bu işi çok uzattınız, aha burada kalacak ve bu meselede burada bitecek” derler. İki kardeş birbirleri ile helalleşirler ve tarla bölme hadisesi böylece sona erer.

Oyunun günümüzde tatlı bir anı şeklinde devam etmesi, daha nice yıllar varlığını sürdüreceğini ispatlamaktadır.

 

TOKAT’LI AŞIKLARIN GENEL TARİHİ

Türk Edebiyatının geçmişten günümüze devam eden en orijinal geleneklerinden birisi de aşıklık geleneğidir. Ozanlarımız halkımızın gönlünde asırlardır yer etmiş bugün bile sazlarının teli nağmelendiğin de, dilleri ballandığında yüreklerimiz coşkuyla kabarmaktadır.

İslamiyet’ten önceki sözlü şiirin geleneksel yüzü, aşıklık geleneğinde hiç bozulmamış, ozanın adı “Aşık”, Kopuzun adı “Saz” olmuştur. Zaman içinde ozan şiirini sazla söyleyen, aşık şiirde saz kullanmayan şair olarak da ifade edilmiştir.

Edebiyatımızın gürül gürül akıp giden bu asude geleneği Anadolu’da Erzurum, İstanbul, Sivas, Kars, Konya, Çorum, Kırşehir ve Tokat gibi bölgelerde halk edebiyatı geleneği usta çırak münasebetiyle günümüze kadar devam etmiştir.

Evliya Çelebinin “Alimler ve Şairler” diyarı olarak tarif ettiği Tokat’ımızda aşıklık geleneğinin konusunda kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Son elli yıldır halk şairleri arasında yapılan yarışmalarda Tokat’tan yetişen şairlerin önemli başarılar elde etmesi, aşıklık geleneğinin ne kadar geliştiğinin önemli bir göstergesidir. Aşık Püryani, Aşık Kul Sema-i Baba, Aşık Selmani, Aşık İmamoğlu hala yaşayan önemli şairlerimizden birkaçıdır. Yine Talib’in çıraklarından Fedai, İstanbul’da aşıklar kıraathanesinden biri olan Kumkapı Sazlık kahveye uğradığında aşıklardan biri, ünlü Zileli Talibi’yi sorması üzerine;

Dediler mevlidin olur nereden
Dedim ki aslımız olur Zile’den
Dediler Talibi n’oldu oradan
Dedim bir Fatiha Aziz İstanbul

şeklindeki deyişi Tokat ve çevresinden ne kadar güçlü halk şairlerinin yetiştiğinin önemli bir işaretidir.

Tokatlı en eski halk şairini Kul Himmet olduğu konusunda önemli bir görüş birliği vardır. 16. asırda yaşayan Kul Himmet önemli bir eğitim görmüş, Pir Sultan Abdal’ın dervişlerinden biridir.

Kul Himmet, Almus ilçemize bağlı, eski adı Varzıl olan, Görümlü köyünde bir türbede meftundur. Türbe, köyün tam ortasındadır. Kerpiçle örülmüş, üstü kiremitle kaplanmıştır. Adına her yıl Ağustos ayında şenlikler yapılmaktadır.

Dili sade olmakla beraber, tasavvuf ve tarikat terimlerini iyi kullanmaktadır. Halk ve tekke kültürü ile yetişen şairin;

Seyran edip bu alemi gezerken
Uğradım, gördüm bir bölük canları
Cümlesinin erkanı bir, yolu bir
Mevla’m bir nurdan yaratmış onları

gibi deyişleri şiirinin zirvesini göstermektedir.

Kul Himmet’ten günümüze kadar Tokat’ta yetişen halk şairleri arasında: Talibi (1745-1813) Fedai, Arifi, Ceyhuni, Iskini, Mevci, Remzani, Raşit, Zefil Necmi, Aşık Sıtkı , Zileli Fikri, (1854-1914), Dabak Hürrem(1850-1915), Aşık Sadık, Fevzi, Sofoğlu, Aşık İsmail, Kul Yusuf, Gulam Haydar Katibi, Nurettin Seyfi, Aşık, Kamili, Zikriye, Kemferi, Büryan Ana, Tokatlı Nuri (1826-1885), Niksar Bedri (1845-1897), Tokatlı Gedai Ali(19. yy), Semai, Eşrefoğlu, Erzurumlu Emrah (Erzurum’da doğmuş, ömrünün büyük bir kısmını Niksar’da geçirmiş ve Niksar’da vefat etmiştir. Adına 1990’lı yıllarda Türbe yapılmıştır.)

Bu aşıklar arasında (1745-113) yılları arasında yaşayan Talibi’nin ünü bir hayli yaygındır. Yer ile Gök destanı, Beğenmez Destanı, Yaş Destanı, yaşadığı Zile yöresinde hala meşhur olan şairin mezar taşında;

Ben garibim başım garip,
Sılada eşim garip
Ölsem mezara girsem
Mezarda başım garip

dörtlüğü yazılıdır. Tokat’ın edebiyat tarihinde en çok bilinen halk şairlerinden biri hiç şüphesiz Aşık Nuri’dir. 1820-1883 yılları arasında yaşamış olan Nuri, Emrah’ın çırağı olduğunu hiç unutmamıştır.

Enel hak sırrını diyecek kimdir
Kanaat lokması yiyecek kimdir
Erenler hırkasını giyecek kimdir
Nuri vardır Emrah çıraklarından

gibi dörtlüklerle ustasını anmaktan geri kalmamıştır.

18. Asırdan itibaren Tokat’ın Osmanlı Devleti içindeki önemli kültür merkezlerinden biri olması, ilimizin dört tarafının bir “Kültür Harmanı”na dönüşmesine neden olmuştur. Öyle ki, Tokat’ı kültür bakımından tarif etmek gerekirse “Reşadiye türkü, Zile aşık, Artova halay oymağı” diye ifade edilmiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse;

 

 

Ela gözlerine kullar olduğum
Cevr ile cefayı hayli ettin bana
Hint ile Yemen’e attın taşımı
Gurbet ellerde böyle ettin bana


Bakmamışsın yaradanın işine
Değirmenler döne gözüm yaşına
Mecnun gibi verdim Pikar başına
Beni Mecnun seni Leyla ettin bana


Kul Himmet üstadım kanım içtiler
Vah neyimize kastımıza düştüler
Kimi inandı, kimi inanmadı şaştılar
Aduvlar deli oldu huylattın bana

diyen Kurusekülü Aşık Selmani 1934 yılında Almus ilçesine bağlı Kurusekü köyünde doğmuş, halk edebiyatımızda cinas, taşlama, dudak değmez, koşma, vb. türleri çok iyi uygulayan sekizli ve on birli hece veznini fazla kullanan Türk-İslam Büyüklerini öven ve halk kültürünü çok iyi kavramış bir ozanımızdır.

Ayrıca, halen ilimizde yaşayan genç aşık İmamoğlu’ndan bir divan şiiri:

Başın duman duman kar ile dolsa
Yalvarsan Hüda’ya karı kaldırır

 

Aşıkların Dİlİyle Tokat’ın Anıt Şİİrİ

 

Tokat vilayetinin vasfını veren
Dinleyin nasıldır hali Tokat’ın
Etrafı lale sümbül bürüdü
Burcu burcu kokar gülü Tokat’ın


Açıldı gülleri yeniden yeni
Nasıl methedeyim vilayet seni
Elli iki minare altmış dört cami
Böyledir insan kulu Tokat’ın


Tokat’ın er gelir baharı yazı
Erden erişiyoruz dutu kirazı
Çift kanalla sulanıyor arazi
Akıyor ırmağı seli Tokat’ın


Gıjgıj dağı Topçam’a bakıyor
Ortasından Yeşilırmak akıyor
Okullarda öğrenciler okuyor
Her yere uzalı kolu Tokat’ın


Aşığın gözüne gelir mi uyku
Kalbimize ilham Allah’tan korku
Cenneti okşuyor Gümenek Parkı
Ağacı elması dalı Tokat’ın


Gezdim ovasını gördüm yüzünü
Aşıklar sağlam söyler sözünü
Reklamda meşhur Kazova’nın üzümü
Ilgıt ılgıt eser yeli Tokat’ın


Birinci kazası Zile’dir Zile
Orda yaşayanlar çeker mi çile
Gelin kardeşlerim vererek el ele
Her yerde söylensin ünü Tokat’ın


İkinci kazası Turhal’dır Turhal

Çalışıyor şeker fabrikası var
Haddinden ziyade ticaretle kar
Şekerden tatlıdır dili Tokat’ın

Yüksektir aşılmaz yaylacık dağı
Orman ile dolu hem solu sağı
Üçüncü kazası gördük Erbaa’yı
Yayılır davarı malı Tokat’ın


Bugün dostlarla girdik pazara
Çalışan kul hiç kalır mı avara
Dördüncü kazası vardık Niksar’a
Yükselir şerefi şanı Tokat’ın


Kuluna yardımcı kadir Mevlası
Aşıkların kabul olur duası
Hazine misali Niksar ovası
Gayet çok gelirli yeri Tokat’ın


Mevla izin verdi bunu de diye
Bu şiiri dinleyene hediye
Beşinci kazası bir Reşadiye
Süzülmüş petekten balı Tokat’ın

 

Bülbül gül dalına yapıyor yuva

Orayı gezen bilir gayet düz ova
Altıncı kazası dedik Artova
Danesi buğdayı dolu Tokat’ın


Tokat’ın şiirini yazdırdım burda
Mevla sevdiğini bırakmaz darda
Birde varak dedik Yeşilyurt’a
Karışmış yeşili alı Tokat’ın


Tokat’ın vasfını anlattım size
Söyledikçe neşe veriyor bize
Sekizinci kaza vardık Almus’a
Doludur barajı gölü Tokat’ın


Aşık söyledikçe saliha yazar
Akıla fikire uğramaz nazar
Dokuzuncu kaza görünür Pazar
Ne olduğu onla belli Tokat’ın

Gezdim Adana’yı gördüm Mersin’i
Pir önünde okumuşum dersimi
Tokat’a açtılar halı kursunu
Avrupa’da meşhur halı Tokat’ın


Dinletir mi bu Püryani aşığı
Yeni methetmenin geldi keşiği
Yedi vilayete verdim ışığı
Aydınlık geçiyor günü Tokat’ın

 
 
 
TOKAT VALİLİĞİ  www.tokat.gov.tr/kultur
Mart 2007